Episode from the podcastYılmaz indi

Allah Var Mı?

Released Saturday, 18th April 2020
Good episode? Give it some love!
“Allah’ın varlığını ispat ederken nasıl bir metod kulanıyoruz?”
Bir şeyin var olduğu iki türlü ispat edilir:
1. Kendisini göstermek suretiyle var olduğunun ispatı.
2.Ona ait eserlerden yola çıkmak suretiyle varlığının ispatı.
Mesela, iki arkadaş bir evde oturuyoruz. Arkadaşımla aramızda şöyle bir diyalog geçiyor:
- Evin önünde birisi var.
- Madem birisi var o halde ispat et!
Ben onun varlığını iki türlü ispat edebilirim,
- Birincisi, beraberce kapıya çıkıp, onu doğrudan doğruya görme ve gösterme şeklinde,
- İkincisi, hiç yerimizden kalkmadan o zata seslenip, zile basmasını isteme şeklinde.
Hatta bu şekilde ona ait şu özelliklerin de var olduğunu ispat edebilirim;
- Anlıyor, aklı var
- Zile basabiliyor, kuvveti var
- Duyuyor, duyma kabiliyeti var
- Basıp basmamayı tercih ediyor, seçme gücü var
- Ne yapacağını biliyor, ilmi var
- Zile düzenli basıyor hikmeti var v.s.
Demek ki bir şeyi görmeme veya görememe, o şeyin olmadığı manasına gelmez.
Vicdanımızın olduğunu biliyoruz ama mahiyetini anlamıyor veya gösteremiyoruz.
Rahmetimizi eserlerinden anlıyor varlığını kabul ediyor ama göstererek ispat edemiyoruz.
Aklımızın varlığını yaptığımız akıllıca işlerden anlıyoruz ama mahiyetini bilemiyoruz.
O halde;
- bir şeyi ilmen bilmek mahiyetiyle bilmeyi gerektirmez
- bir şeyin varlığı ispat mahiyetini ispat manasına gelmez
- Bir şeyin mahiyetini bilmemek o şeyin olmamasını netice vermez.
Mesela, çok güzel çizilmiş bir resim tablosunu düşünelim.
Ressamını görmesek bile, sadece resme bakarak şunları ispat edebiliriz:
- Sanat kabiliyeti var
- Güzellik duygusu var
- Süsleme kabiliyeti var
- Şekil verme kabiliyeti var v.s.
Bütün bunlardan yola çıkıp şöyle bir hüküm verebiliriz:
Bizler her ne kadar Allah’ın mahiyetini, ne olduğunu, nasıl olduğunu bilemesek de, Zatını göstermek suretiyle varlığını ispat edemesek de, gözümüzün önüne serilmiş eserlerden yola çıkarak varlığını kolayca ispat edebiliriz.
Nitekim bizler bundan yani eserlerden yola çıkarak eser sahibinin varlığını kabul etmekten sorumluyuz, yoksa Zatını görüp mahiyetini bilme ve idrak etmekden sorumlu değiliz.
Bir Narı ele alalım, meyvesini sımsıkı kuşatan kabuğuna, çekirdeklerin etrafına özenle yerleştirilmiş şeffaf tanelerine, bu taneleri birbirinden ayıran ve üst üste binip ezilmekten koruyan zarlarına bakalım.
Kabuğunun, tanelerinin, zarlarının rengine ve tanelerinin geometrik bir şekilde yerleştirilmesine bir göz atalım.
Gördüklerimizden şu hükmeleri çıkaramaz mıyız?
Bu narı yapanın;
- İlmi olması lazım
- Hikmeti olması lazım
- Keremi olması lazım
- Kudreti olması lazım
- Şefkat ve rahmeti olması lazım
- İrade ve ihtiyarı olması lazım
- Sanat kabiliyeti olması lazım
- Süsleme kabiliyeti olması lazım
- Boyama kabiliyeti olması lazım
Bütün bunları eserden yola çıkarak eser sahibiyle ilgili hükümler çıkarmak suretiyle yapıyoruz.
Bütün bunları narın ağacı yaptı dersek yahut nar ağacının çekirdeği yaptı dersek veyahut nar ağacının çekirdeği yaptı dersek, veyahut da nar ağacının altında bulunan toprak yaptı dersek, o zaman yukarı da sıraladığımız bütün vasıfları onlara vermiş olmaz mıyız?
Dünyanın en akıllı, en kudretli, en zeki, en sanatkar, en becerikli, ilmen ve fikren en gelişmiş insanı getirelim, bu narı yaptığını söyleyebilir miyiz?
Veya dünyanın en gelişmiş ve teknolojik aletlerle donatılmış bir fabrikanın bu narı bu şekilde ürettiğini söyleyebilir miyiz?
Eğer bu narı ağaç yapıyor veya toprak, su güneş yapıyor dersek bir ağacın, dünyanın en zeki ve becerikli insanından daha zeki olduğunu yahut da dünyanın en teknolojik fabrikasından daha maharetli olduğunu iddia etmiş olmaz mıyız?
Halbuki biz biliyoruz ki ne ağaçta, ne onun bağlı bulunduğu toprakta, ne havada ne de güneşte, o nar meyvesi üzerinde gördüğümüz aklın, ilmin, hikmetin, rahmetin bin de birisi bile yok.
Rate Episode
Do you host or manage this podcast?
Claim and edit this page to your liking.